2008 Almanya-Hollanda-Belçika-Fransa Bisiklet Turu

Bir çift bisikletle dünya turu.

Biz pedalşörleriz,

Biz de silahşörler gibi iki pedal kullanırız.

Biz “Şeytan Arabası’nın”* uğuruna inanırız,

“İki Teker”in sihrine ve pedalların dünyayı kurtaracağına.

Biz elektrikli camlar yerine sadece gözlüğümüzün camını koyarız dünya ile aramıza,

Biz, 50 cm2 lik sunrooflara değil, gökyüzüne inanırız.

Dev arazi araçları yerine dağ bisikletleri ile fethederiz dağları,

Spor arabalar yerine yarış bisikletleri ile yaşarız hız duygusunu.

Terli jerseylerimiz, çamur ve toz bizim süsümüzdür.

Biz bisikletlilerin her zaman genç kalacağına, çünkü çamurun cildi güzelleştirdiğine inanırız**

Bisiklet sürmenin, belki de uğur böceklerinin elimize konmasına izin vermekten öte anlamı olmadığına inanırız.

Biz ötv , taşıt pulu, trafik sigortasına ayırdığınız paralar ile alırız bisikletlerimizi.

Dünyayı kas gücü ile dolaşan, toplayıcı, göçebe atalarımız kadar yerliyiz,

carbon, titanyum bisikletler kullanacak kadar da modern.

Bisiklet üzerinde iki yürek tek vücut olduğumuza,

bisikletin selesine her oturduğumuzda  bambaşka bir insan olduğumuza inanırız.

Biz zamanın Don Kişot’larıyız. (Don Quixote )

Biz pedalşörleriz. ***

Batı turuna çıkmadan karalamıştım yukarıdaki satırları.

Yarım kalmış turumuzdan mecburen erken dönerken uçakta da elimde tuttum yol boyu. Neye inandığımı düşünüyor ve sakinleşmeye çalışıyordum. Öfkemden bir tutam bile bu uçağa benzin olacak kadar yoğundu çünkü.

ALMANYA: Düzen, intizam, adap, kurallar.

2008Almanya

Berlin’de Meclis binası



Dünya Savaşı sonunda “Almanya yenildiği için bizde yenilmiş sayıldık” gibi garip bir cümle daha düne kadar ders kitaplarında duruyordu. Şimdi Almanya’daki 70.000 km ( yanlış okumadınız yetmiş bin km ) bisiklet yolunu ve buna her yıl ekledikleri 3000 km yi düşününce keşke “Almanya geliştiğinde ( en azından bisiklet yolu açısından ) bizde gelişmiş sayılsaydık” diyerek gülüyoruz İnci ile.

Batı turumuz Berlin’den aynı zamanda halka açık bir park olan Alman Federal Meclisi’nin bahçesinden başlıyor. Forklift ve Rüzgâr yine bizimle.

Bisiklet yolları çok kaliteli asfalt ile kaplanmış. Alman Bisiklet Federasyon’u daha biz Türkiye’deyken mail ile istediğimiz haritaları göndermişti. Küçük kasabalarda bile bulunan federasyon irtibat bürolarında sanki yardım melekleri çalışıyor.

2008Alman-1

Almanya’da bir kasaba

Almanya’da bisiklet yollarının haritaları o kadar ayrıntılı ki, burada dile getirebilmem mümkün değil. Haritada bisiklet yollarının uzunlukları, eğimi, yol üzerinde kamp yapılacak yerler, bisikletinize bakım yaptırabileceğiniz tamirhaneler, su kaynakları, yolda görebileceğiniz hayvanlar ve akla gelmedik ayrıntılar işaretlenmiş.  Bu haritaları kullanmadan ilerlemeniz zaten mümkün değil. Çünkü bazı kavşaklarda yol 4 – 5 kola ayrılıyor.  70.000 km yolu kafanızda tekrar canlandırın isterseniz. Bu, Almanya’daki her şehrin, her kasabanın neredeyse her köyün birbirine araç yolu dışında, tamamen bağımsız bir yol ağı ile bağlanması demek. Tüm Almanya örümcek ağı gibi bisiklet yolları ile sarılmış.

Dünyanın en kaliteli arabalarını üreten Almanlar bisikletle mükemmel bir uyum içinde. Neler görmüyorsunuz ki. 70 yaşında yarış bisikleti süren nineler , 15 – 16 yaşında Hamburg’dan Viyana’ya gitmek için yola düşmüş iki genç, bütün üyelerinin yaşları 60 dan yukarı olan  20-30  kişilik yaşlılardan oluşan tur gurupları , 7 ve 11 yaşındaki kızları ile birlikte tura çıkmış bir aile, emekli olduğu gün yola çıkmış ve evine hiç dönmeden  tek başına 90.000 km den fazla bisiklet yolculuğu yapmış ve hala yolda olan ihtiyarlar !

Elbe nehrini takip ederek, bazı günler hiç araba bile görmeden, Hamburg ve Bremen üzerinden Hollanda’ya doğru sürüyoruz. Hamburg’un muazzam büyüklükteki limanını ve çocukluğumuzun önemli figürü “Bremen mızıkacıları” heykelini görmeden geçmiyoruz.

Bremen

Bremen

Turumuzun Almanya kısmı harika geçiyor.  Bisiklet diğer araçlar yanında kral gibi. Tüm düzen ve kurallar bisikletten yana. Her şey bisiklet ve yayaların güvenliği ve rahatı için düzenlenmiş.

Her günümüz  bir başka güzel. Bir gün Klaus adlı Alman bisikletçi ile sürüyoruz gün boyu. Bir sabah evinin bahçesine çadır kurduğumuz Eric’in traktör sesi uyandırıyor bizi. Bir başka gün, Uthe ve Mustafa çiftinin evine misafir olup normal yatakta uyumanın keyfini hatırlıyoruz yorgun kemiklerimize.  1400 km den fazla pedal çevirdiğimiz Almanya’da bisiklet sürmenin gerçek zevkini doya doya yaşıyoruz.

2008Avrupa-Almanya

Almanya bisiklet yolları

Almanya’dan Hollanda’ya geçerken bir burukluk kaplıyor içimizi. Defterime gelmeden not aldığım “Acı vatan” sözcüğünü buluyor ve üzerini çiziyorum. Bir bisikletli için burası kesinlikle cennet.

    HOLLANDA: Yağmur ülkesinde bisiklet cenneti

2008Hollanda

Hollanda Kuzey Denizi kıyıları

Ölümden öte köy yok denir. Tersini düşünmeye zorlarsak kendimizi, ölümsüz hayattan ileri köy var mı ? Yani cennetten daha güzeli mümkün mü ?  Lafı neden bu kadar dolaştırıyorum. Almanya da her gün burası “bisiklet cenneti” diye 40 kere tekrarladıktan sonra kader cezamı verdi işte.  Almanya da tüm övücü kelimelerimi kullandım, şimdi sözün bittiği yerdeyim. Çünkü Hollanda bisiklet yolları açısından Almanya’dan daha da ileri. Köylerde bile bisiklet alt-üst geçitleri, bisiklet otoparkları var, ufacık kasabalar da İstanbul’da bile göremeyeceğiniz kadar büyük bisiklet mağazaları mevcut.

2008Hollanda-Yel

Hollanda yel değirmenleri

Hollanda’nın belki de tek dezavantajı yağmurlu iklimi. Bu durum geçtiğimiz yıl Hindistan turumuzda muson tecrübesi yaşamış bizi ve  bu iklime zaten alışkın Hollandalıları durdurmuyor. Her gün sürüyoruz. Havanın 4 dereceye indiği bir günde neredeyse hipotermi sınırına varana kadar ıslanıyoruz. Yolculuk bütçemizi sarsacak kadar pahalı bir geceyi mecburen sığındığımız bir otelde geçiriyoruz. Balık adamlar kadar ıslanmışken bizi alacak bir yer bulabildiğimiz için şanslı sayılırız.

Hollanda da, spor yapmak,  uyumak, ve nefes almak kadar doğal bir eylem. Burada bisiklet yolunu, paten yolunu, koşu parkurunu, at sürmek için yapılmış pistleri ve kano kullanmak için açılmış bir kanalı yan yana görebiliyorsunuz. Artık bu manzaradan sonra kendinizi çimdikler misiniz, tokat mı atarsınız bilmem, ama rüyadan uyanmak istemeyeceğinize eminim.

Hollanda’nın km’lerce uzanan çiçek bahçeleri, yüzlerce yıldır ayakta duran yel değirmenleri, kraliyet döneminden kalan tarihi binaları görülmeye değer.

Sosyal amacımız “küresel ısınma tehlikesine dikkat çekmek” olduğu için, Hollanda’nın kuzeyine kadar sürüp efsanevi Atlantik duvarını da ziyaret ediyoruz. Hollanda topraklarının büyük bölümü deniz seviyesinin altında olduğu için bu yapay duvar hayati önem taşıyor. Bilim adamları, kutup buzlarının erimesi ile Hollanda gibi alçak seviyedeki ülkelerde çok geniş alanların sel altında kalmasından endişe ediyor.

Tam bir karavan cenneti olan Hollanda’da çok sayıda ucuz, güvenli ve temiz kamping var. Amsterdam dışında hiç otelde kalmıyoruz. Kampingler, Almanya’daki gibi bisikletçilerle dolu. Akşamları birbirimize rotalarımızı anlatıyor ve ertesi gün farklı yönlere doğru ayrılıyoruz. Batı rüzgârları sebebi ile insanlar genelde bizim rotamızın tersine doğru yol alıyor. Yani biz rüzgâra, yağışa karşı sürüyoruz.

Yol boyu devasa inek ve boğaların olduğu çiftliklerden geçiyoruz. Hollanda da süt ürünleri ve sütten yapılan ürünler çok ucuz. Doğu turundaki gibi ne yiyeceğiz endişesi yok artık. Hatta kilo alarak bile dönebiliriz Türkiye’ye.

İlk kez kendimi normal hissediyorum sokakta. Günlerdir kafamızda kask var diye kimse gülmüyor bize. Hatta fotoğraf çekmek için çıkarttığımız bazı kısa anlarda bile insanlar gelip lütfen kaskınızı takın diye uyarıyorlar dostça.  Hollanda – Belçika sınırında da ne bir kapı var, ne bir görevli, ne bir bina, ne de başka bir şey. Aydın’dan Manisa’ya geçermiş gibi ülkeden ülkeye geçiveriyorsunuz.

BELÇİKA : Yarısı  Almanya,  yarısı Fransa.

2008Belçika

Belçika’da köy yolları

Belçika da bisiklet yolları Hollanda’yı aratacak kadar az.  Bu sebeple, sadece Brüksel’e uğrayan genelde trafiğin az olduğu kırsal alanlardan geçen bir rota çiziyoruz kendimize.

Belçika da Volanlar ve Flamanlar bir arada yaşıyor. Almanya’ya yakın kesimde Almanca’ya yakın bir dil konuşuluyor ve burada bisiklet yolları biraz daha fazla. Evlerin çatıları Almanya’daki gibi sazlarla kaplı. Fransızca konuşulan kesimde bisiklet yolları daha da azalıyor. Yapı tarzı da taş binalar, kiremit çatılar şekline dönüşüyor.

AB nin başkenti olarak anılan Brüksel en çok görmek istediğimiz yer elbette. Büyük bir şehir olması bizi oldukça yorsa da, şehri görmek uğruna engebeli arazide ter içinde dolaşıyoruz. Buradaki Türk mahallesine tesadüfen uğruyoruz.  Çok güzel hazırlanmış bir Nasrettin Hoca heykeli var mahallenin ortasında. Eşeğine ters binmiş kim bilir neler anlatmak istiyor bizlere.

FRANSA: Heyy… !  Bisiklet yolları nerede ?

2008Fransa

Neredeyse 100 sayfalık, ayrıntılı bir Fransa haritası her akşam çadırın içinde törenle açılıyor. Ertesi gün kullanacağımız parçayı bulup, mecburen yırtarak, üst bagajımdaki harita bölümüne yerleştiriyorum. Almanya ve Hollanda’dan sonra bisiklet yollarının olmadığı Fransa kabus gibi. Trafikten kaçmak için köy yollarından ilerlemeye çalışıyoruz. Yine de bazen emniyet şeridi olmayan yollarda yanımızdan geçen onlarca araba, kamyon, tır arasında buluyoruz kendimizi.

Fransa sınırından girdikten sonra hiçbir günümüz sürprizsiz geçmiyor. Yol bulmanıza neredeyse hiç yardımcı olmuyor Fransızlar. Kötü mü bu durum?  Üzülüyor muyuz ? Kesinlikle hayır. Bisiklet turcusunu ancak turun bitişi üzebilir. Şans eseri yakınınızda olduğunuzdan bile hiç haberiniz yokken Pierrefont Şatosu gibi olağanüstü bir eseri görme fırsatını yakalamış oluyorsunuz.

Neredeyse her köyde, 1876 devriminde, 1914 ve 1945 savaşlarında ölenler için dikilmiş anıtlar görüyoruz. Alman ekmeği kadar lezzetli olmasa da köylerde satılan kruasanlar ile harika kahvaltı yapılıyor. Üreticisinin elinden şarap tatmak apayrı bir zevk. Ufacık köy marketlerinde bile yüzlerce çeşit peynirin arasında kayboluyorsunuz. Dünyanın en ünlü bisiklet yarışı Fransa turunun rotasını birkaç kere kesmek bile ayrı bir heyecan katıyor yolculuğumuza.

2008Paris

Paris

Kolay çadır yeri bulmak avantajı ve tarihi dokusu bozulmamış kasabalardan geçerek ilerlemenin zevki ile sonunda Paris’e ulaşıyoruz. Paris’e girdikten sonra ilk hedefimiz, Zafer Anıtı, sonra da Eiffel Kulesi oluyor. Champs Ellesse Bulvarı’nda ve Louvre Sarayı’nın çevresinde, Sienne Nehri’nin kıyılarında, Notre Dame Kilisesi’nin bahçesinde bisiklet sürmeyi de ihmal etmiyoruz. Bunun dışında Paris teki her sokak ve neredeyse her bina ayrı ayrı gezilebilir.

2008Eyfel

Paris

Doğuya yolculuğumuz aşkın simgesi Taç Mahal’de bitmişti. Batı turunda planımız; Almanya’dan başlayarak İsviçre etrafında bir tur atıp yeniden Almanya’ya ulaşabilmekti. Ancak aşkın başkenti Paris, batı turumuzun bittiği yer oldu. Birkaç imza ve okunmayan mühür yüzünden Türkiye’ye geri dönmek zorunda kaldık. Çok uzun hikaye. Para – zaman  – planlama – hazırlık – motivasyon açısından kurulması çok zor bir denklem bozulmuş oldu böylece. Bu yaz 5000 km yi bulmayı hedeflemiştik oysa.

“Bir çift bisikletle dünya turu” projemiz önümüzdeki yıllarda devam edecek. Başka bir seyahat şekli düşünüyor muyuz peki ?

Elbette hayır.

Çünkü ; yürümek ve bisiklet dışındaki tüm ulaşım biçimleri sizinle çevreniz arasına büyük – küçük mutlaka bir engel koyar. Uçakta çevreyi hiç yaşayamaz, araba ve trenle ise görüp hissetmeniz gerekenlerin içinden hiçbir etkileşim yaşamadan hızla geçip gidersiniz. Bisikletle, yanınızdan geçen bir sineğin dahi sesini duyar, kenarında mola verdiğiniz derede kendi halinde salınan kaplumbağaya bir merhaba diyebilirsiniz.

Ha… unutmadan, başta yazdığım metne elbette ki hala inanıyorum.

Pedalla kalın…

 

İnci Sarıhan

Soner Sarıhan

* Sayın Aydan Çelik’in benzetmesidir.

**Sayın Halil Öztürk’ün benzetmesidir.

*** Motosiklet yemininden esinlenilmiştir.

 

 

 

Yorumunuzu yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir