Çocuklarımız kime benzeyecek?

res 08 DSC_0430

Doğumdan itibaren konuşulur, hatta anne karnındayken alınan ultrason görüntülerinden başlarız konuşmaya;
“Babasına benziyor, tıpkı halası, hık demiş annesinin burnundan düşmüş, ayy ağzı aynı ben, kulakları da babaannesinden almış.” Kime benzediği çok önemlidir çocuğun, anne ve babanın aileleri arasında laf atma, laf dokundurma tarzında atışmalara dahi sebep olur. Buradan bile zafer kazanmak ister ilkel tarafımız.

Peki çocuklarımız büyüyünce kime benzeyecek. Kim gibi yaşayacak? Varlıklı, diplomalı vs olacak da,
Acaba mutlu olacak mı? Şöyle bir bakınca pek kimse hayatından memnun gibi görünmüyor. Aldığı eğitimin yavanlığının,  çevresindeki insanların iki yüzlülüğünün, sosyal medyadaki giderek artan arkadaş sayılarının yanında, dost diyebileceği insanların aslında azaldığının farkında. Sonsuz evrende, 2. evi alma hedefinin, yazlık için para biriktirmenin, arabanın modelini değiştirmenin, yeni çizme, kazak, kravat almanın yaşattığı geçici hazların, biriktire biriktire bir kansere dönüşen ve evlerimizi yaşanmaz hale getiren eşya yığınlarının beyhude çabalar olduğunu biliyoruz. Bütün bu örtülü gerginliği ve “gözleri içine düşmüş bir kukla” gibi hissetmemize sebep olan her neyse iç güdüsel olarak hissediyor ama değiştirmek için bağımlısı olduğumuz hayatımızda bir şeyleri hareket ettirmeye korkuyoruz.

Ukalalık olmasın, biz bir şey yapmış değiliz henüz, çok cesur falan da değiliz yani, sadece maalesef çoğunluk bağımlı ve korkuyor.

Biz ne yaptık, ne yapmaya çalışıyoruz?

Büyük şehirlerdeki imkanları terk ederek oğlumuz doğmadan küçük bir kasabaya yerleştik, onun da gayet rahat edeceği, annesinin sınıfında olacağı bir köy okuluna tayin istedik. Birlikte okula gittik, birlikte yuvamıza döndük hemen. Baba kahveye, anne kek gününe hiç gitmedi şükürler olsun. Sürüdürülebilir bir aylaklıkla, devam ettirilebilir bir hippi anlayışı ile yaşamaya çalışıyoruz. Ne içindeyiz çemberin, ne de dışında tam olarak. Şu an yapabildiğimiz bu. Umarım daha iyisini yaparız. Bunu aramaktayız devamlı.

İşte bu kafa ile, günde defalarca “sarılma saati” diye bağırarak birbirimize aniden saldırıp deviriyor ve gözümüzden yaşlar gelecek kadar çok gülüyoruz, eğleniyoruz bu hiçbir kuralı olmayan oyunda, okuldan sonra güneş batana kadar kumda oynuyoruz, birlikte zamanı unutup kitap okuyoruz, uzun tatillerde bisikletlerimize atlayıp, kıtaları aşıyoruz, ülkeleri dolaşıyoruz, zamanın ve mekanın içinde kayboluyor, hiç tanımadığımız insanların sofralarına misafir oluyor, evimizi Tanrı misafirlerine açıyoruz. Bisiklet turundayken ufacık çadırımız saray, minicik tenceremiz Halil İbrahim sofrası oluyor bize,  akıp gidiyoruz hesapsız plansız, yüce dağlara tırmanıyoruz, nehirleri kovalıyor, kuşları takip ediyoruz.

Ne anlatmaya çalıştığımızı bizden daha iyi anlatan bir kısa film var aşağıda.
Buyurun izleyin ve sorun kendinize lütfen.

Çocuğunuz kime benzesin istiyorsunuz?

Bu film de ne yaptığımızın, niye yaptığımızın kısa bir özeti bizim gözümüzden.

5 Yorum
  1. Ayşen 47 sene ago
    • Anne Gezgin 47 sene ago
  2. Halil ibrahim Çalık 47 sene ago
    • Anne Gezgin 47 sene ago
      • Halil ibrahim Çalık 47 sene ago

Yorumunuzu yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir