İsviçre-İtalya Bisiklet Turu 1

Noktaları uç uca eklemeye, güzel anlar arasına hiç kopmayacak sıkı bir düğüm atmaya devam ediyoruz turlarımızda. 2016 yılı maceramız İsviçre’nin Cenevre havalimanında başlıyor. Bisikletler ve kamp malzemeleri yanımızda olmadığından bu sefer tam manasıyla hafif bir iniş yapıyoruz İstanbul’dan Cenevre’ye.

Uçağı beklerken cille oynayan baba ve oğul.

Geçen yılkilere sığamayacağı için yenilediğimiz Tibet’in kıyafetleri, kışın kullanmak üzere memlekete getirdiğimiz yağmurluklar, bisiklet heybeleri ve biraz gıdadan oluşan bagajımızı alıp yola koyuluyoruz turistler gibi. Tüm ekipman geçen yıl Grand Saint Bernard geçidine tırmanıp İtalya’ya  göz kırptıktan sonra geri döndüğümüz Leman Gölü (Cenevre Gölü) yakınlarındaki Monthey’de, çocukluk arkadaşımın evinin garajında. Geçen yıldan bilenler bilir, bana nefis yemekleri hazırlayan dostumu.

2015 yılında gerçekleştirdiğimiz tur sırasındaki Grand Saint Bernard Geçidi  tırmanışımız

Havaalanından trenle yaptığımız birkaç aktarma sonunda bisikletlerimiz ile buluşuyoruz. Bal kuzum yaşadığımız sakin kasabadan sonra medeniyetin ortasına düşmenin şaşkınlığını yaşıyor. Havaalanı, hızlı tren, trafik, medeniyet ile kafayı biraz karıştırıyor ya alışacağız.

Arkadaşım Türkiye’de tatilde olduğundan sadece garajını kullanabiliyoruz ve bu yüzden önce kalacak yer işini halletmemiz gerekiyor. Her zamanki gibi warmshowers imdadımıza yetişiyor. Geçen yıl ve önceki yıllarda kullandığımız binlerce kilometre yol yapmış bisikletlerimizin değişmesi gereken aksamlarını yeniliyoruz garajda.  O sırada garajdaki kaykay, scooter ile oynuyor kuzu.

Monthey’de çalıştığımız garaj.

İş erken biter de bisikletleri toparlarsak yola koyuluruz diyorduk ama evdeki hesap çarşıya uymuyor ve bisikletleri garajda bırakıp kalacağımız eve gitmemiz gerekiyor. Sabah devam etmek üzere garajı kapatıp bizim kervanla gönülsüz de olsa vedalaşıp terene biniyoruz.  İlk kez karşılaşacağımız,  daha önce hiç konuşmadığımız  ama sonsuz güvendiğimiz ailenin evine geliyoruz.  Martigny’de yaşayan çift de bisikletle uzun turlar yapmış geçtiğimiz yıllarda. Bir deneyim rehberi olan Frederic dağcılıkla ilgilenenlere tırmanış yaptırarak para kazanıyor. Öyle yoğun bir programı da yok hani. Bir gün belki Türkiye’de de bilgi ve tecrübe bu kadar kıymetli olur ve bir insanın hayatını kazanmasını sağlayacak kadar para kazandırır. Rhone Nehri’nin kenarındaki evlerinin balkonundan izlediğimiz Alp dağları manzarası ve Frederic’le  Sabrina’nın birlikte yaptıkları bisiklet turu anıları süslüyor akşam yemeğimizi. Sabrina’nın yaptığı el yapımı sabunlarla süslü, mis kokulu bir odada geçiriyoruz İsviçre’deki ilk gecemizi.

Martigny’deki evimiz:)

Frederic ve Sabrina ile sabah pozumuz.

Bisikletleri kurmak için sabah yine yola düşüyoruz tren ile.  Tren istasyonundaki dolaplar dikkatimizi çekiyor. İşe gitmeden önce açık havada spor yapan insanlar özel eşyalarını bu dolaplara koyuyorlarmış. Biz oradayken 3 koşucu geliyor ve dolaptan çıkardıkları havlularını ve sularını kullanıp ardından da patenlerini alıp yeniden günlük yaşamlarına devam ediyorlar.

Tren istasyonundaki dolaplar.

Parkurlardaki kilometrelerin yazılı olduğu yürüyüş tabelaları,  yollardaki banklar istasyonlardaki dolaplar ve daha pek çok şey orada yaşayan insanların spor yapmalarını destekliyor. Eksiği yok fazlası var tüm düzenlemelerin.

 

Monthey’deki garajda işlerimizi bitirip, kervanı hazırlayıp  şarkılar eşliğinde yola düşüyoruz. Göl kıyısında ilk gün pozu vermeyi de unutmuyoruz.

Monthey ve Martigny arasındaki 40 kilometre boyunca bisiklet yolu otobandan ayrı olarak devam ediyor. Yol üzerinde uzaklardan dev kulesini gördüğümüz kaydırağa yaklaşınca Tibet Çınar iyice coşuyor. Rotamız yön değiştirip lunapark oluyor haliyle kapanış saati olmasına rağmen. Bizim seyahat tarzımızı  pek beğenen  park görevlileri, iki deli danayı içeriye alıyor. Kuzum ve ben  kapanış saatine kadar deneyebildiğimiz kadar oyuncağa iniyor çıkıyor doyasıya kahkahalarla eğleniyoruz. Baba ise dışarıda bisikletlerin başında nöbette. Çocukla seyahatte rota her zaman planlandığı gibi devam etmez, döner, dolanır, yön değiştirir.

Hava kararmak üzereyken Martigny’deki evimize varıyoruz yine.  Tibet Çınar uyuduktan sonra rota ile ilgili harika bilgiler alıyoruz Frederic ve Sabrina’dan. Yerel halktan birinin evinde kalmanın avantajlarından biri de bu oluyor, her şey her zaman haritalarda gösterildiği gibi çıkmıyor çünkü. Sabah binbir türlü dağcılık malzemesinin yığılı olduğu garajın derinliklerinden bizim evde unuttuğumuz Ortlieb bisiklet çantaları yerine kullanacağımız iki ödünç bisiklet çantası da alıyoruz Frederic’ten.  Yollarda ne hale geleceği meçhul olan bu iki değerli heybeyi kendi isteğiyle veren İsviçreli çifte el sallayıp yola koyuluyoruz.

Fransa Marsilya’dan başlayıp Lozan’dan geçerek Rhone buzuluna kadar devam eden Eurovelo 17 rotasını takip edeceğiz İsviçre sınırları içerisinde. Bu güzergah İsviçre’nin bisiklet ağını ayrıntılarıyla anlatan Veloland sitesinde bulunan 1 numaralı bisiklet rotası aynı zamanda. Bu sebeple Eurovelo tabelalarından çok Rhone- Route 1 tabelaları yer alıyor ve bunlar İsviçre’nin kendin tabela düzenine göre dizilmiş, renklendirilmiş. Takip etmesi çok kolay ve rahat.

Cenevre’den başlayan bisiklet yolculuğumuz İtalya Roma’dan sonra gemi ile geçtiğimiz Barselona’da sonlanıyor.


Valais Kantonu’nun başkenti olan Sion’da Domaines Des Iles Parkı’nda mola veriyoruz. Parkın içindeki göl kıyısına örtümüzü serip selvilerin altında dinlenirken kuzum da minik bir tren yolculuğuna çıkıyor akranlarıyla. Parkı dolanıp çocukları geri getirecek olan tren, daha yola çıkar çıkmaz bozulduğundan, bizimki koşa koşa yanımıza geliyor. Bir dahaki sefere artık.

 

İlerideki kalabalık gözümüze çarpıyor, bu sefer de pılı pırtıyı toplayıp o tarafa gidiyoruz. Nefis bir antika araba koleksiyonunun içine düşüyoruz. Yıllara meydan okuyan arabalar ve markalar arasında dans edercesine geziyoruz. Yaşlı genç bu işe gönül vermiş, eskiye ve  yaşanmışlıklara hayran herkes burada. Aynı ilgi alanları tüm yabancılığı görünmez yapıp dost kılmış herkesi. Hemen bizi de kabul ediyorlar aralarına.

 

Motor hacimleri, iç tasarım, ihtiyaç ve zaman arasındaki bağlantı ile ilgili güzel izlenimler ediniyor kuzum. Konforun uzun yıllar içinde hızla kat ettiği yolu yolda keşfediyor.

Sion’un meşhur beyaz şarap üretilen bağlarının yanından,  tepedeki Valeria Kalesi’ne el sallayarak rotamızı devam ediyoruz. Buz renkli Rhone Nehri, rehberimiz oluyor yanı başımızda.

Yollar sessiz sakin. Akşam saatlerinde yakındaki köylerden köpekleriyle birlikte yürüyüşe çıkan birkaç kişi dışında kimsecikler olmuyor yollarda. Chippis’de bizi misafir edecek eve vardığımızda yine güzel dostlar kazanıyoruz. Warmshowers sitesi sayesinde. 55 yaşın üzerindeki Tilly ve Marc pek çok bisikletliyi ağırlamışlar evlerinde. Hatta bir ziyaretçi defterleri bile var. Yöresel bir sos ile makarna hazırlamışlar bizim için ardından da sıcak böğürtlen soslu bir dondurma geliyor.

Sayfalarca misafirin güzel dileklerinin ve teşekkürlerinin yazılı olduğu ziyaretçi defteri.

Sıcak soslu dondurmalarımız.

Tilly ve Marc

Odamız nefis,  Tibet Çınar için bodrumdan çıkarılıp getirilen legolar da cabası.  Aslında kaldığımız bu evlerin her biri başlı başına birer hikaye ya, yazarız bir gün hepsini kısmet olursa.Daha önce bizde misafir olan Fransız bir bisikletçide gördüğüm küçük seyahat defterini orada da görünce soruyorum hemen nereden aldıklarını. Cevap “Fransa’dan” oluyor. Zaten ucuz olduğu için genellikle Fransa’dan alışveriş yaptıklarını ve yenisini kendilerinin tekrar alabileceklerini söyleyip bize hediye ediyorlar. Bir evden heybe diğer evden seyahat defteri derken eksik malzeme kalmayacak. Dil sorunu yaşayabilecek kişiler için çok kullanışlı bir defter bu bize verdikleri. Konaklama, ulaşım, yiyecek gibi pek çok alanda yüzlerce resim mevcut içinde.

Sabah koşusunda rastladığı kurdu, köylüler koyunlara zarar verdiği için kurdun peşine düşer endişesiyle kimseye söylemeden içinde saklayan ve bir nevi o derin gözleri yeniden görebilmek için her sabah koşmaya giden Tilly ve eşine  paylaştıkları güzellikler için teşekkür ederek yola koyuluyoruz. Yol boyu bizim yaşadıklarımızın haricinde heybemizde biriken öyle çok hikaye oluyor ki turlarımızda.

Türkiye’den getirip Tilly’e hediye ettiğim sabun. Dünya’nın pek çok ülkesinden getirdiği sabunları biriktiren Tilly bu hediyeye bayıldı tabiki. İçime doğar hep böyle şeyler:))
Martigny’de kadın hakları ve toplumu yücelten basit insanlarla ilgiliydi konuştuklarımız, burada ise yaban hayatının köydeki koyunları korumak için yok edilme tehlikesi.  Dünyanın her yerindeki ortak yaralar, her daim karşımıza çıkıyor. Sorunların sadece dozu farklı dünyanın hiç bir yeri cennet ya da cehennem değil.  Dünyanın her yerinde iyi ve kötü insanlar var.
Kah asfaltdan, kah bisiklet yollarından ilerleyerek, Rhone Vadisi boyunca her gün yükselerek pek çok yürüyüş parkurunun işaretli olduğu köylerden geçiyoruz. Çevremizdeki dağların zirvelerinde kar görmeye başlıyoruz.

İlerlerken bir şelale sesi bizi yolumuzdan alıkoyuyor. Kendisini görmüyoruz ama sesi geliyor ormanın içinden. Bisikletleri ilerletebildiğimiz kadar ilerletip sonra ormanın ortasında bırakıyor ve şelaleye koşuyoruz. Yukarıda gördüğümüz buzların erimesi ile dağları yararak ilerliyor bu minik dereler, kayalık yerlerde ise şelaleler oluşturuyor



Brig’de kamp alanına varıyoruz. Çadır ve karavanlarla dolu olan Brigerbad Camping, kaplıca turizmi açısından da önemli bir noktada. Kaplıca havuzu kapanmadan yetişiyor ve sıcak suda günün yorgunluğunu atıyoruz.bal kuzu pek memnun bu durumdan.

Kamptaki kahvaltıda tanesi 2,90 euro olan salatalık da mevcuttu:)

2 yetişkin 1 çocuk kamp ücreti 44,90 euro

Ertesi gün Filet şehrindeki yol inşaatı trafik ve gürültüden bunalıp, girdiğimiz köy yollarında hem yokuşlara hem de manzaraya doyuyoruz. Vadiden önümüzdeki ve ardımızda kalan dağlara bakarak ilerlediğimiz bu rota, İtalya’ya giden ve bizim de bisikletlerimizle tırmanarak aşacağımız Furka geçidine ( 2439 m ) varıyor.

Trafikten bunalıp yol kenarına çektiğimiz ve haritada başka bir rota bulmaya çalıştığımız anda kuzum da kitaba dalmış.


Trafiğin olmadığı ve anayoldan uzakta huzurla, keyifle pedal çevirdiğimiz köy yollarında dinleniyoruz. Otlayan ineklerin tarlasını biçen çiftçinin, evlerinin önünde oynayan çocukların, pencerelerindeki çiçeklerin hiç solmadığı evlerin olduğu yüzlerce yıldır zaman donmuş gibi yaşayan köylerden geçiyoruz. Tepelerdeki karların eriyip kayaların arasından akarken söylediği şarkıları duyuyoruz, gönlümüzün konduğu bir ağaç altında ya da bir dere kenarında mola veriyoruz. Yolun da, dağların da, derelerin de, bizim de acelemiz yok.  Kaçıracağımız ya da yakalamaya çalıştığımız hiçbir şey yok.

 


Yolumuz üzerinde yol kenarındaki mavi panjurlu evi okşuyorum ellerimle. Bir köyün içindeki yalakta serinliyoruz ve yemyeşil çimenlerde yakalamaca oynuyoruz.  Oberdeisch’de kahve molası veriyoruz acelesiz.

Fiesch yakınlarında  çok kalabalık  insan grupları görmeye başlıyoruz.  Acaba bu nedir ne değildir derken, filmlerdeki gibi ayağımızın dibine rüzgarla uçup gelen bir broşürle fark ediyoruz kalabalığın sebebini.

Devamı bir sonraki yazıda…

İsviçre konulu diğer yazılarımız:

İsviçre Aare Nehri Bisiklet Rotası

Bisikletle Festival Diyarı Basel

Bisikletle Almanya-Lüksemburg –İsviçre Turu

1 Yorum
  1. Buse Yıldırım 48 sene ago

Yorumunuzu yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir