Tuna Nehri Bisiklet Turu (Tuttlingen-Viyana)

Tuna Nehri,Almanya’nın Donaueschingen Kasabası’nda, Kara Orman’ın  ruhundan doğup Avusturya,Slovakya,Macaristan,Hırvatistan,Sırbistan,Romanya ve Bulgaristan’dan geçip Karadeniz ile buluşuyor.Geçtiği her ülkeye bereket saçıyor.   Nehir boyunca uzanan bisiklet yolları, bisiklet turcularının cirit attığı bölgelerden. 9 yaşındaki torununun ardında pedal basan dedeye, en küçüğü 6aylık, 4 çocuklu 2 köpekli geniş aileye, özel yapım römorkunda engelli yavrusunu çeken anneye ya da 30-40 kişilik guruplara aynı gün içinde rastlamak mümkün.

DSC_1453

Almanya ve Avusturya’da, Tuna nehri boyunca onlarca pansiyon, otel ve kamping var. Yol haritalarının, broşürlerin bini bir para. Her şey bisiklet kullanıcılarının mutluluğu ve daha çok bisiklet kullanmaları için düşünülmüş.  Hal böyle olunca bazı bölgelerdeki bisikletli yoğunluğu Taksim’i aratmıyor. Kimileri hafta sonu çadırını, uyku tulumunu, sosisini, birasını yüklemiş, yakındaki kampinge kadar sürerken, kimileri bir hafta ya da on günlük tur organizasyonlarına katılıyor. Bisikletler, heybeler, kalınacak yer, her şey dahil tam pansiyon yani. Bizim gibi uzun yol turcuları ise taşıdıkları deve yükünden belli oluyor.

IMG_0740

2011 temmuzunda, Berlin’den başladığımız turumuzda, Tuna Nehri ile buluştuk. “Minik Gezgin Yolda Büyümek” adlı kitabımızda da anlattığımız gibi Tuna‘yı oğlumuz gibi bir bebek olarak karşılayıp, Budapeşte’de yağız bir delikanlı olarak uğurladık. Ayaklarımızı soktuğumuz küçücük bir dereden, içinde gemilerin yüzdüğü derin bir nehire dönüştü yol boyu.  İşte, Tuna Nehri ile yoldaşlığımızın 1. Bölümü;

IMG_0642

Tuttlingen’den ayrılıp,  tren raylarının ve anayolların kah altından, kah üstünden geçerek bisiklet yollarının güvenli kollarına bırakıyoruz kendimizi. Bisiklet yolu, Tuna Nehri’nin bir sağına bir soluna geçerek dans ediyor bisikletçilerle. Köprü geçişlerinde Tibet basıyor mutluluk nağralarını. Tuna kenarında ıslanmak Top10 listesinde. Çizmeler çekilir arada da balık avlanır eldeki küçük sopayla. Tuna ve Tibet iki sıkı dost olup çıktılar daha tanışır tanışmaz.

DSC_1457 DSC_1468 IMG_0672 DSC_1495 IMG_0674

 

Biz kaynağından,(Donaueschingen) 35km uzakta birleşiyoruz Tuna Nehri ile. Kıvrıla kıvrıla ilerliyoruz onunla. Sigmaringen Kalesi, yaklaştıkça devleşiyor. Ortaçağ mimarisiyle yapılan bu dev kalenin Hohenzoller ailesine ait olduğunu bilmek ve içindeki yaşamı hayal etmek çok kolay değil.www.schloss-sigmaringen.de adresinden ziyaret saatlerini öğrenmek mümkün.Ne de olsa bir ailenin sıcacık yuvası ve ha deyince girilemez.1893 yılındaki yangında zarar görse de hala tüm görkemiyle ayakta. Akşamı geçirdiğimiz kampingteki öğrenci grubundan bahsediyoruz yol boyu. 8 ile 15 yaş arasındaki en az30 çocuk öğretmenleriyle birlikte gelmişlerdi kampa. Onlarca ağaç arasına kurulmuş tırmanış parkurunda birer örümcek gibiydi hepsi. Tımanıştan sonra onları bekleyen kanolarına binip Tuna’ya attılar kendilerini.

IMG_0735

IMG_0753

IMG_0737

 

Mengen yakınlarında bisiklet yolu Tuna’dan ayrılıyor yine. Bisiklet yollarının amaçlarından biri de yerel halka maddi anlamda katkı sağlamaktır. Bu sebepledir ki ne kadar köy kasaba varsa içinden geçilir. Nehirden uzaklaşıp tekrar yaklaşıyoruz sık sık. Mengen’den 5km sonra Naturpark Obere Donau’ya girince asfalt, otomobil kelimeleri zihnimizden silinip yerine ağaç ve toprak kokusunun verdiği haz yerleşiyor. Karşılaştığımız turcularla bile sessizce selamlaşıyoruz  oradaki huzuru bozmamak adına. Munderkingen’den ayrılıp göletler arasında,küçük köprülerden geçerek Ulm’e varıyoruz.

IMG_0848

Ulm’den sonra Baden Württenberg Eyaleti’nden çıkıp Bayern Eyaleti’ne girmiş olacağız. Albert Einstein’in doğum yeri olan Ulm, 2.Dünya Savaşı’nda en çok hasar gören şehirlerden biri. Burayı dünyaca ünlü kılan yapı, Gotik mimari tarzında yapılmış,  en yüksek merkezi kubbeye sahip Ulm Katedrali.

DSC_1599

 

Bir yanımızda Tuna diğer yanımızda Alpler. Buna Donauwörth sokakları da eklenince, ben kimim,nasıl bir yerdeyim deyip pedala daha bir yavaş basıyoruz sihir bozulmasın diye.Romantik Bisiklet Rota’sı diye anılan bir bölgedeyiz nasıl olsa.

IMG_0885

IMG_0782

Bad Gögging yakınlarında konakladığımız kamp alanında, karavanlarında oturanların çoğu  orta yaşın üstündeydi. Bu bölge kaplıcalarıyla ünlü bir bölge olması sebebiyle yaş ortalaması epeyce yüksek. Kaplıca otellerinin arasında pedal basıyoruz birkaç saaat. Kamp yerinde yere serdiğimiz Tuna haritası bize yol gösteriyor. Köylerin çıkışlarında bulunan çilek dükkanlarının kapalı olması bizim yiğit oğlanı kızdırıyor. Geçtiğimiz yerlerdeki evlerin bahçeleri biz çocuklular için seyirlik.

DSC_2035

IMG_0908

IMG_0916

IMG_0922

 

DSC_1773

Tuna Nehri’nin 180 derecelik bir kavisle kıvrıldığı Weltenburg turist kaynıyor.  Japon veletleriyle kaynaşan Tibet kuzumuza,üstünde ne varsa ıslatma molası vermeden olmuyor. Dev kayaları yarıp giden Tuna’yı ve oğlumuzu aynı karede izliyoruz dakikalarca. Oradan uzaklaşmamızı istemeyen gps, Kelheim yakınlarında bizi dolandırıp duruyor. Sonunda buluyoruz Regensburg  yönüne giden  yolu.

DSC_2238

DSC_2239

DSC_2102

 

DSC_2140

DSC_2141

DSC_2040

DSC_2137

DSC_2096

Regensburg’a gelmeden önce karıştırdığımız internet sayfalarındaki en ilginç bilgi Neşeli Türkler Caddesi(Fröhlice Türken Strabe)’nin olmasıydı.Viyana Kuşatması sırasında esir düşen Türkler’i anmak için bu ismi vermişler.

Almanların bira düşkünlüğünü bilmeyen yoktur elbette ama, Bavarialı’lar  beyaz birayı daha çok tüketiyorlar.Regensburg’ta en eski bira üretim bölgesi.Kıymetli bir bölge velhasılı.Tabii bira sevenlerce. Yol boyu ne olduklarını uzun süre çözemediğimiz, Jack ve Fasulye Ağacı’ndaki gibi göklere uzanan bitkilerin Şerbetçi otu olduğunu öğreniyoruz burada.

Regensburg’ta, Tuna Nehri üzerindeki Steinerne Köprüsü, 1146 yılında yapılmasına rağmen hala sapasağlam ayakta. Etrafta gezinen modern kıyafetli Almanlar olmasa köprü,zaman makinesine dönüşecek sanki.

DSC_2271

Köprüde durup nehir kıyısında serilmiş yatanları, kitap okuyup piknik yapanları izliyoruz. Takım elbisesinin kırışacağına aldırmadan çimenlere serilmek, çocuklukta aşılanan bir değer mi? Bu bizim hijyenik gençlerimizde niye yok?” dedik ister istemez. Şehirden ayrıldığımızda tepelerin üzerinde kurulu olan Walhalla karşıladı bizi.Devlet büyüklerinin,sanatçıların ve bilim insanlarının  heykellerinin olduğu bu yapıya uzunca bir merdiveni aşarak ulaşılıyor.

DSC_2302

Wört’ü geçip ilerlediğimizde Naturpark Bayern Wald’a girince bilgilendirme tabelaları sık sık karşımıza çıkıyor. Doğal yaşam alanı olan bu bölgedeki uçan,yüzen,toprakta yaşayan her canlıya ait bilgi tabelaları yol boyu bize eşlik ediyor. Wörth dışında kaldığımız otelde bizim yakışıklı prens, kafasını kapıya çarptığı için epeyce ağlıyor.

Güneş panellerinin, çiftliklerin yanından geçerek ilerleyen bisiklet yolu bizi Passau’ya götürüyor. Şehir girişleri hep sorunludur. Bu Almanya olsa da, Hollanda olsa da farketmez. Römork köprü geçişlerinde ittiriliyor bolca.

DSC_2339

 

Ilz,Inn ve Tuna birleşiyor Passau’da. Özel bir yer burası. Şehir tarihinde yanmış yıkılmış,yok olmuş defalarca. Buna rağmen sağlam kalanlarla bile çok etkileyici. Şehrin yanıbaşındaki Tuna’ya bir sürü seyahet gemileri demir atmış durumda. Bu sebeple Luitpold Köprüsü’nde iğne atsan yere düşmüyor. Denedikte söylüyoruz.Taş döşeli sokaklarında gezinip karnımızı doyuruyoruz. Üç nehrin birleştiği burunda,Tibet parkta arkadaşları ile oynarken biz de uzunca manzarayı izliyoruz. Üç nehir bir can oluyor akıyor kilometreler boyunca.

IMG_1254

DSC_2393

IMG_1232

IMG_1242

IMG_1231DSC_2364

Passau’dan çıktıktan sonra kaldığımız Çiftlik evi, “ Ömür geçirilecek mekanlar” listesine, rahatlıkla yazılabilecek güzellikte. Erlau’daki evimiz,”Zum Eldhof Gasthof”.

IMG_1272

DSC_2407

DSC_2427

Avusturya topraklarına geçsekte bisklet yolu kesintisiz devam ediyor.Avusturya(Österreich) yolları taştan sen çıkardın Tuna bizi baştan deyip basıyoruz pedallara. Top10 listesi her gün tekrarlanıyor Tibet için. Nehirde yüzmece, ormanda çamurlanmaca, sopayla balık tumaca, gezi tekneleriyle yarışıp kaptan amcaya bağırmaca, geçtiğimiz her köydeki parkta oynamaca, römorkta tuvalet kağıdını parçalamaca….

IMG_1281

DSC_2482

DSC_2545

IMG_1301

DSC_2578

 

Linz’den önceki Schlögen ‘de feribotla karşıya geçiriliyor bisiklet turcuları. Nehir burada  aradaki tepecik olmasa aynı yöne  doğru akacak neredeyse. S şeklini alıp akmaya devam ediyor. Bisiklet yolu ise nehrin karşısında. Burası karavancıların ve bisikletçilerin kamp kurmayı tercih ettikleri bir bölge.Bu bizim iki tekerler ve Tibet için farklı bir tecrübe oluyor.

 

IMG_1321

IMG_1327

IMG_1323

DSC_2595

 

1700’lerden beri altın aranmaya hala devam edilen Linz mola noktalarının en iyisi.Sarı renkli tur treni Tibet’in gözdesi oldu. Binmek istemesiyle oradan kaçarcasına uzaklaşmak aynı saniyeler için vuku buldu.

IMG_1405

DSC_2625

 

 

IMG_1366

IMG_1400

IMG_1386

Avusturya toprakları Tuna kızdığında hep sular altında kalmış tarih boyunca.Sel baskınlarını önlemek için yapılan set çalışmaları, bisiklet turcularını dayanışmaya itmiş burada. Herkes karşıdan gelene ya da mola yerindeki turculara, yolun açık olup olmadığını soruyor.

IMG_1420

IMG_1421

IMG_1426

IMG_1427

IMG_1436

IMG_1434

IMG_1435

 

Baumgartenberg’te 2002 yılında çiftliğini ve her şeyini sular altında bırakan Metin’in evinde kalıyoruz. Yol, hikayesini yazıyor yine bizim için. Melk’in dar sokakları arasında ilerlerken karşımıza çıkan bisiklet müzesi Tibet Çınar’ın sürprizi oluyor. Bisiklet kültürün burada neden geliştiğini bir kez daha anlıyoruz. Tırmanışlar ve inişler sonunda,  bisiklet yolu bizi kamp alanına ulaştırıyor. Makedonyalı bir ailenin işlettiği  kamp alanına çadırımızı kurup Tibet’le, gün batımını, nehir ve üzerinde dizilmiş gemileri izliyoruz.

DSC_2638

DSC_2654

 

IMG_1490

 

 

DSC_2693

DSC_2690

DSC_2678

Avusturya’daki rotamızı kaleler, şatolar üzüm bağları süslüyor.

DSC_2757

DSC_2708

DSC_2900

 

Tulln, Viyanalılar’ın yazlık mekanı. Tuna, sel baskınını önleme setinin üzerindeki bisikletçiler ve iki katlı birbirinden şirin yazlık evler. Uçaktan bakıldığında Viyana’ya kadar görülecek manzara bu. Evler 4 ana direk üzerine oturtulmuş. Altları boş ve üst katlarında oturuluyor. Kiminde tekne, kiminde karavan hepsinin önünde bir seyahat aracı var. Hepsinde ortak olan tek araçsa bisiklet elbette.

IMG_1548

IMG_1528

DSC_2946

 

Yolda tanıştığımız Birezilyalı turcularla sohbet ederk pedallıyoruz. Bisiklet yolları duble, sürücüler saygılı ne de olsa. Viyana’ya yaklaştıkça pedal çevirenler artıyor. Şehrin merkezine ilerlemek için köprüler, demiryolları aşılıyor. Sonunda vardığınız şehir ise tüm emeğinize değiyor. HOŞBULDUK VİYANA.

DSC_2962

 

Tutlingen-Alstadt-Beuron-Gtenstein-Sigmaringen-60km

Sigmaringen-Scheer-Mengen-Munderkingen-Ehingen-70km

Ehingen-Erbech-Ulm-Günzburg-60km

Günzburg-Gündelfungen-Höch Stadt-Donauwörth-70km

Donauwörth-Markxheim-Neuburg-İngolstadt-60km

İngolstadt-Pförring-Bad Gögging-Weltenburg-Kelheim-55km

Kelheim-Regensburg—Wörth-70km

Wörth-bogen-Deggendorf-60km

Degerndorf-Vilshoffen-Passau-55km

Passau-Aschah an der Donau-80km

Aschah an der Donau-Linz-Baumgartenberg-90km

Baumgartenberg-Grein-İps-Pöchlarn-Melk-80km

Melk-Krems Donau-Tulln-Viyana-120km

www.donau-radweg.  adresi , valizini alıp Almanya’ya uçup,  tam pansiyon bisiklet turu yapmak isteyenleri  harekete geçirir umarım.

NOT: Bu yazı, 2011 yılında,oğlumuz Tibet Çınar henüz 2 yaşındayken, Almanya, İsviçre, Avusturya, Slovakya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti’ni kapsayan 3486 kilometrelik  bisiklet yolculuğumuzun kısa bir bölümünü içerir. Yolculuğun kahramanları ise anne, baba ve oğuldur.

 

2 Yorum
  1. göksel 46 sene ago
    • Anne Gezgin 46 sene ago

Yorumunuzu yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir