Bisikletle Delhi

Hindistan Konsolosluğu’ndan on takla atarak aldığımız vize sonrası basmıştık zafer çığlığını.”Yaşamı anlamak için Hindistan’a git.”sözü vardı hep aklımızda. Günler sonra İran,Pakistan ve sonunda Hindistan karşıladı bizi. Gidilecek en kötü zamanda oradaydık.  Köyler muson yağmurlarından nasibini almıştı. Pis yağmur sularının başında onlarca köylü kadın çamaşır yıkama derdine düşmüştü. Her köyün girişinde manzara aynıydı.

soner sergi

soner sergi

Amritsar’dan girdiğimiz bu renkli ülkede Delhi’ye doğru ilerledik. Yol boyu korna çalmaktan büyük zevk alan kamyonlarla içli dışlı olduk. Kamyon üretim yılına göre değil kornasının şiddetine göre değer kazanıyor bu ülkede.Bir  tapınaktan diğerine yürüyerek, dans ederek ,koşarak hediyelerini sunmaya giden Hintliler bize kelimenin tam manasıyla yoldaşlık etti.

DSC_0180

DSC_0526

 

 

DSC_0550

 

Delhi 18 milyonluk nüfusu ile insan yığınından oluşan bir metropol. Birinci önceliğimiz kalacak yer bulmak. Paharganj, oteller ve hosteller diyarı.Oraya varana kadar tuktuk ve rikşalar tarafından saldırıya uğradık elbette. Kalabalıkta süremediğimiz bisikletlerimizi ittik, otel otel dolanırken.

DSC_0537

Paharganj bölgesi backpackercılar cenneti. Dünyanın her yerinden sırtçantasını dolduran buraya gelmiş sanki. Belki de bu yüzden otellerde telefon ve internet hizmeti standart. Seçtiğimiz bir otele eşyaları bırakıp attık kendimizi sokaklara.

DSC_0189

Old Delhi, yollarda,duvar üstlerinde, kaldırımlarda, köprü altlarında yatan insanlarla dolu. Tıpkı evlerinde gibi rahatlar. Tencere, tabak, kıyafetleri yanıbaşlarında. Sokaklar renkli kıyafetli kadınlar, Ağzı yüzü sümüklü çocuklar,alınları boyalı Hintliler, hamallar, inekler, çöp yığınları ve binlerce çeşit tanrı figürü boyalı duvarlarla oluşmuş bir cümbüş alanı. Kalabalıkta süzülen iki bisikletli gezgini aralarına kabul ettiler hemen. Pakistan,Hindistan sınırında, gezginlerin kullandıktan sonra bıraktığı kitapları satan bir Pakistanlı’dan aldığımız Lonely Planet İndia kitabının sayfalarından işaretlediğimiz bölümleri gezmek için yollardaydık.

Red Fort 1638 yılında, Şah Cihan’ın Yamuna Nehri kıyısına yaptırdığı 2 km uzunluğunda 33 m yüksekliğinde duvarlara sahip dev bir kale. Rajasthan Eyalet’nden getirilen kırmızı kum taşından yapıldığı için “Kırmızı Kale” anlamına gelen bu ismi almış. 1974 te İngilizler geri çekildiğnde, Gandi ülkenin özgürlüğünü buradan ilan etmiş .

DSC_0484

Rotamızı daha sonra, Delhi trafik karmaşasının içinde Cuma Mescid (Jama Mescid)’e yönelttik. Cuma mescid 9m yüksekliğindeki zemin üzerine kurulmuş. Ana girişine merdiven çıkarak ulaşılıyor. Türk Moğol Hükümdarı Şah Cihan tarafından 1958 de yaptırılan bu caminin 40m yüksekliğinde iki minaresi var.Hindistan’ın  20000 kişilik en büyük camisi.

Red Fort ve Jama Mescid’i gezince Old Delhi’deki en önemli eserleri görmüş olduk. Sıra New Delhi’de. Delhi,eski ve yeni olmak üzere iki bölümden oluşuyor.Eski Delhi(Old Delhi)12.ve 19.yy.da Hindistan’a Müslümanların hükmettiği dönemde devletin merkeziymiş. New Delhi ise 1911 yılında İngilizler tarafından inşa edilmiş.

Diğer bir gezilecek nokta İndia Gate. Hint askerler anısına yapılmış dev bir eser. Burası bisikletlerin Hindistan’da görüp göreceği en rahat yolların bulunduğu bir alan. Hindistan Parlemento Binası’nın ardından New Delhi’nin alış veriş merkezi sayılan Dilli Haat’a gidip elişi ürünlerin satıldığı tezgahların arasında dolandık. Burada her şey size söylenenin onda biri fiyatında. Rikşa,tuk tuk,yiyecek, giysi, mendil, sakız hepsi için pazarlık yapılabilir.

DSC_0504

DSC_0515

DSC_0522

 

Jain ve Sikh Tapınakları,Humayun Türbesi,Lotus Temple, Kutup Minaresi, Ulusal Müze gezilecek diğer yerlerdi. Bisikletlerin hepsi aynı model Hindistan’da. Bizim tur bisikletleri çok dikkat çekiyor. İlk sorulan soru, kaç para oldukları. Ucuz deyip geçiştiriyoruz her seferinde. Yoksa sorular başlayınca ardı arkası kesilmiyor. Sohbeti seven bir millet şu Hintliler.

DSC_0531

Bir akşam Paharganj’daki otelimize dönerken gözüme kestirdiğim bir dövmeciye ayağıma dövme yaptırmayı da ihmal etmedim. Hint kınasından yapılan bu dövme 1 aylık kullanımdan sonra silinip gitti. Ayağıma çizmesini istediğim güneş figürünü duyan Hintli arkadaş birden sinirlendi.” Tanrı ayağa çizilmez. Belki omzuna çizebilirim.” dese de çiçek desenini seçmem onu mutlu etti. Çizerken sohbet koyulaştı. Kaşlarının arasına konan renkli beneklerin anlamını sorduk O da anlattı.”Bindi” deniyormuş. Evli kadınlar kırmızı, bekar kadınlar siyah benek yapıştırıyorlarmış. Hindu inancında alnın orta kısmı ruhun insan vücudundaki yeriymiş  3.göz, kalp gözü gibi. Onun açık olmasını diledikleri için  de bindi yapıştırılıyormuş.

DSC_0934DSC_1027

Delhi’de dal,çapati ve içi haşlanmış nohut, patates ve baharatlarla doldurulmuş hamur kızartması olan chaatı bol bol yedik. Otel odasında yaptığım menemenleri de ekleyince kilo aldık resmen. Baharatın  dibine vuran bir millet şu Hintliler. Her seferinde baharatsız olsun dediğimiz halde tüm yemekler süper- hiper baharatlı geldi önümüze. Çalınmaması için odamıza çıkarttığımız bisikletlerimizin de bakımlarını yaptık Delhi’de kaldığımız sürece. Yolda lastikçinin yaptığı sıcak yama  ile son lastiğimizi de kullanmış olduğumuzdan, Delhi kazan biz kepçe lastik aradık, Delhi sanayisinde.

DSC_0193

Trafik kaosundan ürken bisikletlerimiz ise ancak sakinleşebildi otel odasında. Bu şehirde bisiklet kullanmak insanı yoldan çıkarıyor. Sakinim diyen beri gelsin burada imkansız çünkü. Birkaç kazayla atlattık bu macerayı da. Delhi’den sonra hedef aşkın simgesi  Agra ‘daki Taç Mahal’di.

 

 

DSC_0549

DSC_0668

Yorumunuzu yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir